Kavrama Eylemi

Kavramların ne anlama geldikleri, neden kullanıldıkları, hangi süreçte ortaya çıktıları ile ilgili (b)ilgimiz sınırlı. Kullanıldıkları dönemde birer kavram olan söz öbeklerini üzerinden birazcık zaman geçtikten sonra isim şekline bürüyoruz. İsimleşme doğal olarak kavramın sürecini unutmamıza, süreçten habersiz bir şekilde ismin kendisine bağlanmamıza neden oluyor. Bir basit örnek verelim:

Musa- Mu-isius, Moşe, Moşa kavramı:

Hz.Musa ismiyle andığımız kişi ismi Hozarsif isimli bir inisiye. Elitist ve doğal olarak ezetorik (içrek, dışarıya kapalı) bir eğitim olan Antik Mısır Kral- Rahip eğitimini alıyor.

Bilinen rivayetleri es geçerek Hozarsif adlı kişinin Kızıldeniz’i aştıktan sonra Kenan Diyarı sakinleri tarafından sudan gelen anlamında Mu-İsuis (Suyun Oğlu, Nurlu Suyun Oğlu) kavramıyla işaretlendiğini yada başka bir anlatıda;

Hozarsif’in İsrailoğullarını Mısır’dan kaçırırken öldürdüğü bir Mısırlı askerin kefaletini ödemek için gittiği Rab Yedro’nun inisiye merkezinden çıkarken edindiği Moşe, Moşa (Kurtulmuş, Arınmış) kavramıyla imlendiğini görüyoruz.

Hozarsif, Hz. Musa

Hozarsif, Hz. Musa

Yani Hz. Musa ismi altında büyük bir süreç barındırıyor. Hozarsif belirli bir süreçten (prosess) geçtikten sonra Hz. Musa oluyor anlıyacağınız.

Kavram ve rivayetlerin üzerine yansımalı olarak düşünürsek, hazır bilgiyi bellekte tutarak Hozarsif adlı güzel insanın yaşadığı uzun ve önemli bir deneyim sürecini (40 sene) incelememiz gerekiyor.

Bu kavramsal geri dönüş bize bu sürecin kapalı ve sınırlı olmadığını gösterir. Aslında bitmiş, tekrarlanamaz bir dramatik (trajedik) bir hayat öyküsünden öte tekrarlanabilir bir arınma süreci imleniyor bu isimle. (Epik)

Epik bir olay bu, kavramın kavranabilmesi için tarihi bir örnek var önümüzde.

İşte es geçilen de bu…

Kant giriyor devreye “Algısız kavramlar boş, kavramsız algılar da kör”.

Yani azcık körlük var üzerimizde.

Sinemanın Kavranması

Derslerimde sinema hakkında hızlı ve etkili bir izlenim oluşturmak adına sinema dediğimiz bu sözcük nedir diye bir çözümleme yapıyorum:

Sinema= Cinema=Cinematography=Kinematographe= Kineo ve Graphe (Türkçe- İngilizce- Antik Yunan Dili)

Kineo bildiğimiz kinetik kavramının da kökeni. Hareket, durmama hali (Tabii Newton Fiziğine Göre)

Graphe, graf da bildiğimiz grafik sözcüğümüze anlam katıyor. Derinlemesine baktığımızda ise ışık vasıtasıyla, ışık aracılığıyla, ışıkla çizmek, aktarmak, anlatmak anlamında.

Yani sinema dediğimizde aslında, ışık ile hareketi anlatmaktan, çizmekten bahsediyoruz.

Hareket, ışık olmadan (foton) da algılanamıyacağına göre ışığı yapay veya doğal olarak var kabul ediyor ve sinemanın hareketi anlatmak olduğuna karar veriyoruz.

Şimdi o koca boşluğu (algısız kavramlar) da burda farkediyoruz:

Eğer böyle, benim yaptığım gibi etimolojik bir çözümleme gerektirmeden sanat tarihini kurcalıyacak olursanız;

Sümer- Çivi Yazısı ve Teraslarda (Mabet) Gelecek Hayat İçin Çizilen Resimler- Gılgamış Destanı

Mısır- Hiyeroglif (Kutsal Yazı, İnisiye Yazıları, Şifreli (Sezgiye Dayalı) Anlatı) ve Antik Mısır Resmi, Mumyalama

Babil- Ziggurat İçi Resimler ve Çivi- Hiyeroglif Yazısı

Fenike- 22 Harfli Alfabe ve Ticaret Anlaşmaları

Sami, Hami, İbri, İbrani (Gezgin)- Yazıtlar ve Mitleri de İçine Alan Kutsal Kitaplar

Antik Yunan- Epos, Mitos ve Logos, Trajedi ve Komedyalar, Antik Yunan Klasik Sanatı

Roma- Yazıtlar ve Hukuk Biçemi Kayıtları

İslam Kültürü- Kutsal Kitap (Kuran’ı Kerim), Arap ve Türk Minyatür, Tezhib Çalışmaları

Ortaçağ- Floransa Devrimi (Kamera Obscura (Karanlık Oda) ve Perspektif Günahı)

Yeni Çağ, Aydınlanma Çağı- Sanat ve Sanat Üzerine Yansımalı Düşünce (Estetik)

Barok Kültürü ve Romantik Uygarlık- Barok Sanatı ve Kopyalama Arzusu

Niepce- Muybridge- Etianne Marey- İlk Fotographe Çalışmaları

Lumiere- Edison, Melies ve Eastman Kodak- İlk Hareket Kaydedildi (1894-1900)

Tabii daha öncesinde ve sonrasında da verilebilecek önemli detaylar yakalayabiliriz. Lakin ilk “Cinematography” kavramının kullanıma geçmesinden önceki tarih dönemi kısaca böyle özet geçilebilir. Tarih dönemini M.Ö 4100 yılından başlatırsak yaklaşık 6000 yıllık bir dönemi, süreci gözlemliyor görünüyoruz.

6000 yıllık bir süreçte, farklı ülke ve şehirlerde ağzımıza sakız olmuş sinema sözcüğünü ve onun taşıdığı anlamı arıyoruz insanlık olarak. (Aradığımız şey sinema kelimesi değil hareketi, kendi hareketlerimizi kaydetmeyi daha derininde salt kendimizi (fiziksel ve düşünsel olarak) arıyoruz.)

Siz kavramın kökenlerine inmeseniz de sinema ve doğal olarak sanat tarihi sizi hareketin kaydına olan 6000 yıllık arzuya sürüklüyor.

“Sinema nedir acaba” diye düşünmeye başlayan birisi 6000 yıllık koca bir kitapla karşılaşıyor aniden.

Theo Angelopoulos- Ulis'in Bakışı

Theo Angelopoulos- Ulis’in Bakışı

Angelopoulos’un Ulysses’ Gaze (Ulis’in Bakışı- Er Kişinin Yolu) filmindeki gibi koca bir yolculuğa çıkmanız gerekecek sinema sözcüğünün hakkını verebilmek için.

İlk kamera aletinin icat edilmesi olayında aynı Musa kavramında olduğu gibi sonlu, sınırlı bir olaydan bahsedilmiyor ayrıca: Tam tersine üzerine yansımalı olarak düşünülebilir, geri dönülebilir ve tekrardan canlandırılabilir bir kayıp mit bu.

İnsan kendini arıyor. Kimilerine göre akıl kendini sunuyor. (Akıl, Us, Logos, Nous)

“Sinema yapmak istiyorum” ben diye yola çıkıp düşünce eksenini boş geçerseniz, sinema şu adamın yaptığı gibi olmalıdır, şu akımın sineması doğrudur diye bilinçsiz bir alana sokarsanız kendinizi o zaman kaybettiklerinizin arkasından ağlamak zorunda kalırım.

(Bilinçsizce oluşan ilk  “sinema şöyledir” düşüncesi hazır bir kalıptır, düşünerek değil, duyumsayarak oluşmuştur, kültürde hazırdır, gelenekseldir.)

Siz sinema kavramını bir isim olarak son on yıllık televizyon dizilerine, son asırda herhangi bir ülke veya şehirde yaşanmış acı ve sevinçlere imlerseniz bütün mitlerin geri dönülebilir öğesini dışarda bırakmış olursunuz.

İnsan dışarda kalır bu durumda.

Kavramlar tümel (universalis, kulli) aklın işidir, kavramak tümelde gerçekleşir. Ve eğer sinemayı kavramak adına yola çıkıp, sinemanın hareketi anlattığını unutmadan tarihi ve tarih öznelerini incelerseniz, en sonunda salt insanı bulursunuz.

Tümelde ideal insanı, tikelde beşeri (kusurlu insanı), tekilde kendinizi bulursunuz.

Şimdi ikinci aşamaya geçebiliriz:

Mehmet Emin Yıldırım

20.08.2013

Reklamlar