Etiketler

, , ,

Bergman, rahat çalışma ortamlarında, çok büyük zorluklarla karşılaşmadan film yapabilmiştir. Bergman’ın tüm filmleri içerisinde; Winter Light, Hour of the Wolf ve Persona filmleri ayrı bir klasörde görünüyorlar. (1) Virgin Spring, The Sevent Seal, Wild Strawberries, Throught a Glass, Darkly ve Skammen (Utanç) sanki bir arada toplanabilirler. (2) Bir Evlilikten Manzaralar, Güz Sonatı, Silence (Sessizlik) ve Çığlıklar ve Fısıltılar da birlikte iş görebilirler gibi. (3) Bergman’ın hayatında biraz gezinirsek; toplumunun örf ve adetlerini üzerilerine çok fazla düşünmeden filmlerinde kullandığı, sinema dilini radikal bir şekilde kavramaya çalıştığı, (öğrenme süreci) sıkça epik hikayeler sunduğu bir evreyi görüyoruz. (2) Sonra da “bilmediğim, ben de bir bilinçlilik hali olarak bulunmayan olguları, şeyleri anlatmak yerine kendimi anlatmalı, salt kendi deneyimlerimi dışsallaştırmalıyım” gibi bir dönüşümü var. (1) Bu evre, Bergman’ın bence en yetkin filmlerini çıkarttığı süreç. Daha sonra da içine, kendine, kapalı özüne (ego) dönmesinin biçim ve içerik tekrarları nedeniyle oluşmuş sıkışmışlık hali karşımıza çıkıyor. (3) Son filmine kadar devam eden bir evre, bu son evre de… Bergman’ın öykü içeriklerini iyi incelerseniz, film biçimlerinin de içerikleriyle paralel bir değişim gösterdiğini çabucak görebilirsiniz. Mesela; Bir Evlilikten Manzaralar, Bergman’ın kadınlarıyla olan problemli dönemine denk geldiği için, Bergman; söyleyeceği çok fazla şey yüzünden, fazla enerjisi yüzünden yani, film biçiminde edebiyata öykünüyor. İlk başlarda da, film hayatının ilk dönemlerinde yani, kendini kanıtlamak ve önemli sinemacılarla boy ölçüşebilmek adına kendisine ait olmayan, kendinde olmayan tipik figürler kullanıyor. (Sinema dilini kavrama çabalarından dolayı) Bu dönemde kamerası biraz ürkek, merkez görselden çok uzakta ve acemice konumlanmış. Kendine dönmesi döneminde ise yani epik tiplerden, kişisel bilinçaltının dışsallaştırması sürecine geçmesinde, birkaç ara boşluk hali ( film) egosunun, doğal olarak da film dilinin sınırlarını yıkmaya teşebbüs etmekte. Zaten ben bir Bergman filmini belki bu ara boşluklardan zevk alabilirim diye izliyorum. Lakin bu filmde de (Çığlıklar ve Fısıltılar) Bergman, kendine, egosuna yapıştığı evrede bulunuyor. Annesine olan kızgınlığını her zamanki gibi dışa vuruyor. Annelerinden dolayı karmaşık bir hayat yaşayan üç kız kardeşi anlatıyor (çığlıklar) ve kızların bilinçaltlarını (fısıltılar) bizlere sunuyor. Film dilini, bilinç- bilinçaltı geçişlerini hikayesini ilerletmek amacıyla basitleştirdiği için Silence ve Autumn Sonata arası bir film olarak görüyorum bu filmi. Bu filmde de ne yazıkki biçim ve içerik tekrara düşmek niyetinde. Yok eğer bakıcı kızın (Anna) şefkati nedeniyle; bu aradan bir boşluk, sessizlik hali çıkmaz mı diye sorarsanız; bu karakter tercihinin Bergman’ın kendisi için bile deneyimlenmemiş bir eylem olduğunu söylemek isterim. Yani Anna aslında sadece kızların annelerinin (alter egoda Bergman’ın) eksik yanını (sevgi) işaretleyen bir tip…

Reklamlar