Komşu ve Karısı

Bir gerçeği fark ediyoruz:

Roman zaten karısını daha önceki tartışmaları sırasında “cinsel tatminini” doyurması için başka birisine yönlendirmiş. Kadın; evliliği sırasında gönlü ile kocası Roman’ı, cinsel olarak da (biyolojik) sevgilisini korumak zorunda…

Problem burada değil; problem kadının kocasına biyolojik isteklerini tatmin edecek bir genç oğlanı bulduğunu söylememiş olmasında.

Birincisi; yeni bulunan genç yakışıklı sevgili, kadın ile yaptığı anlaşmayı bozuyor ve kadına aşık olmaya başlıyor. Onunla evlenmek istiyor.

İkincisi; Roman karısından boşanmamak için taviz verdiği cinsellik noktasında şüpheler yaşamaya başlıyor.

Roman kendi dışındaki iki kişi arasında gerçekleşen cinselliği mi kıskanıyor yoksa karısının cinsellik sürecinin aşka dönüşmesi yüzünden olabilecek terk etme ihtimalini mi göze alamıyor; bunu düşünmeliyiz.

Durumlarız ikinci olasılıktan yana…

Roman’ın karşısına genç ve güzel bir kız çıkıyor hastanede. Cıbıl cıbıl gezen güzel bir kız bu. Roman kızı süzüyor aslında, aklına gelmiyor değil bazı şeyler. Ama Kieslovski merak unsurunu yeniden flu tutmak için Roman’ın süzmesini değil de kameranın süzmesini gösteriyor bizlere.

Sonuçta Roman karısını kendisini aldatırken yakalamış olmasa bile; kadın çocuğun kendisine aşık olmasından dolayı ilişkisini bitirecek…

Roman görmeyecek olsa bile yani…

Bu durumda; kadının kendisini gözetleyen kocasına haklıymış gibi bağırmasını belirli bir mantık çerçevesine oturtabiliyoruz.

Şimdi:

Bu orta metraj film; aldatmak fiil ve eyleminin üzerine dönüşmek zorunda kalıyor. Kadın ve kocası bilinçli bir kararla; hayatlarının geri kalanında cinsel bir ilişkiye giremeyeceklerinden dolayı bir antlaşma yapıyorlar.

Ve kadın bu antlaşmayı bozarak kocasını aldatıyor. Yeni cinsel ilişkisini kocasına söylemiyor.

Zaten söylese adamın bunu kabul edemeyeceğini de görmüş oluyoruz.

Aldatmak eylemi; kocasının karısını başka bir erkekle yakalamasında değil, dürüst olarak, aslında anlaştıkları bir şeyi kocasına söylememesinde aranmak zorunda kalıyor.

Böylece, komşusunun karısına bakmasına izin veren bir adam (bilinçli değil) karısının dürüst olmaması nedeniyle aldatılmış oluyor.

Ne garip bir aldatmadır bu…

Gizli Servis

Biraz bekledim bu sarışın, ince, orta boylu adamı söylemek için. 7’de sınıfta öğrenciler arasında bir var bir yok, 1’de çocuğun düşeceği buz kütlesinin yanında ateş başında bulunan adam, 2’de adamın iyileşeceği odada bekleyen hasta bakıcı, 4’de kızın mektubu açmasını engelleyen kayıkçı…

Fark ettiniz mi!

2’de anlatılan hikayenin temelinin, 8’de profesörün ders sırasında anlattığı kanser öyküsü olduğunu.

2’deki apartmanın 8’deki apartman olduğunu.

Kötü kadınların! renkli gözlü (mavi) ve sarışın olduklarını…

9’daki gibi kapanmayan torpido gözünü, 2’deki serum şişesinde gezinen böceği.

10 filmin içerisindeki dinamik yapıyı gördünüz mü!

Sarışın, ince, gizli adamın Kieslovski’nin kendisi olduğunu.

Olaylara müdahale eden tanrısal kuvvetin her filmde imgelendiğini…

Ne zaman sarışın adam ortaya çıksa, bu sayede filmin dönüşüm noktalarının, filmin ikileme düşen noktalarının korunduğunu…

Bunlarda gizli paketler, herkes Recep İvedik gibi isim vererek dalga geçecek değil ya!

Kimileri de düşünülmüş Anadolu giydirmelerine yer verirler filmlerinde.

Daha iç açıcı değiller mi?

SON İKİ

52 ile oynanan King oyununda son iki diye bir ceza vardır. Son iki eli alan 360 puan ceza yer. Son iki king oyunundaki 13 El Almaz ve 13 Kupa Almaz mucizelerini saymaksak en büyük cezadır.

Bu dekalogların (10 Emir) son iki emri de gerçekten büyük cezalar…

Üzerlerine metaforik yaklaşımlar sağlamak gerçekten zor, çünkü bireyin iç devinimlerini değil de toplum ilişkilerini belirleyen yasalar bunlar.

Toplumlar değişir değil mi! Muhkem kalmazlar.

Ahlak yapısı değişir, bu yüzden İsrailiyeyi yeniden yakalamak zorlaşır.

İşte bu yüzden Kieslovski komşu ve karı ilişkisini toplumun şimdiki muhkemlerine göre değerlendiriyor.

Şu an toplum, kadının cinsel özgürlüğüne daha farklı bakıyor.

1988-1989 Polonyası karı-koca- cinsellik ilişkisine daha farklı bakıyor.

EEEE…

Kızmayın yani; en cinsel olması gerektiğinde bile mahrem açıklığa yer vermeyen bu yönetmene bir bakın.

Sevişme dediğimiz sahnelere bir bakın.

Bir de televizyon dizilerinize.

Aşk’ınız Memnun mudur!

12.12.2011

Reklamlar