Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar

Matt Damon, Gwyneth Paltrow, Jude Law, Kate Winstlet, Fishburne…

İsmi; Salgın (Bulaşma) olan bir filmin afişinde yukarıdaki isimleri görürseniz ne yaparsınız, ne düşünürsünüz?

Sevdiğimiz, bildiğimiz, kült olabilecek konusunu da farkedersek?

Heyacan var mı!

Tempo, siyasi gelişmeler, hareketli devlet başkanları, koşuşturan masum insanlar, sonuca giden başroller…

Eskilerden tanıdığınız, hazırlıklı olduğunuz bir film bu!

Gerçekten…

Salgın filmini izlemeden önce birazcık araştırma yapmış olsanız (yönetmeni dışlıyorum) sinematografik hafızanız size filmin geleceği ile ilgili çok önemli detaylar sunar.

Yalnız…

Bazı filmler sizin ne istediğinizi bilirler ama size istediğinizi vermezler!

Minimal Aksiyon

Film başladı ve siz güçlü bir olay örgüsünü beklemeye koyuldunuz:

Tüm dünyayı yeni gelişen bir virüs nedeniyle karantinaya almamız gerekiyordu. Doktorlar, bilim adamları, siyaset adamları (özellikle Amerikalı olanlar) bu virüsü ortadan kaldırmak ve dünyayı kurtarmak için seferber olacaklardı…

Evet; bunlar oluyordu…

Ama sizin içinizde halen bir uyuma hissi vardı. Güzel bir öyküsü olduğunu hissettiğiniz film size ilk baştan itibaren sıkıcı gelmeye başlamıştı.

Esnemeye başladınız. Tanımlayamadığınız bir eksiklik vardı bu bol ünlü oyunculu, klasik olması gereken filmde.

Birincisi filmin; olay örgüsüne katkıda bulunan karakterleri çok fazlaydı. Hiçbir karakteri tam olarak anlayamamıştınız. Kimin tam olarak ne peşinde koştuğunu ve kimden yana olmanız gerektiğini kavramayamıştınız.

İkincisi; olaylar çok sıradan gelişiyorlardı. Aslında çok anormal durumlarla karşılaştığınız bir çok film ve dizi izlemiştiniz (The Walking Dead, 28’ler) ama bu sefer bir grup şanslı karakterin peşinden gidip, dünyada vuku bulan olaylara katılmanız yönetmen tarafından engellenmişti.

Yani bir türlü bir karakteri sevemiyordunuz. Olaylar sizi filmin içine almıyordu. Film; haberlerde izlediğiniz bir felaket belgeseli gibi sizi dışarıda tutuyordu. (Özdeşleşme- Yadsıma)

Üçüncüsü; film müzikleri; vahim nokta dediğimiz (dönüm noktası) en büyük noktada değil, neredeyse en küçük öznel gelişim de bile devreye giriyordu.

Dördüncüsü; olaylara kendinizi kaptıramadığınızdan dolayı filmi “oluyor olan bir durum” olarak değilde daha sonra olabilecek bir durum gibi karşılamak zorunda kalmıştınız.

Siz; bu filmin içinde bu durumlarla yüzleşen kişiler değildiniz. Yavaş yavaş; bu durumda kalan kişiler olsanız ne olurdu düşünseline doğru kaymaya başlamıştınız.

Beşincisi; filmde hiçbir heyacan görünmüyordu. Sokaklar boş, evler boşaltılmış, doktorlar umutsuz, siyasetçiler bilinçsizlerdi ama nedense bu durumlar bir türlü size “gerçek” görünmüyordu.

İşte…

Bir eğlence birimi, bir vakit geçirme aracı değildi geçen bu dakikalarınız…

Bir bilinçli seyirci oluşturma ayiniydi.

Dünyanın gerçeklerine (olabilecek olan) bakmanız için küçük bir fırsattı bu film.

Siyasetçiler ilk önce yakındakilerini kurtarıyordu. Aşılar (kurtarıcı) çok kötü durumlarda bile kapital üretim amacı olarak kullanılıyordu. İnsanlık çok güçsüzdü ve bu yüzden acımasızdı.

Şimdi kuş giribi, domuz gribi, tavuk gribi olaylarına bu filmi izledikten sonra daha ters bir açıdan bakmanız mümkün.

Bu konuları biliyorsunuzdur ama ben yeniden sorayım!

Mümkün mü?

Bekleme Yapma

Bu konunun yeniden neden işlendiğini (tekrar ve tekrar), bu konuların çok fazla eskidiğini filmin fragmanını izlediğiniz zaman düşünmüştünüz…

Ya…

Klasik bir şeyler bekliyorsanız, yanılacaksınız, hayal kırıklığına uğrayacaksınız…

Sıkılıp, film de uyumanız da mümkün.

Ama klasik olay örgüsünü çok oyunculu modeli ile zayıflatan, seyircinin gerilim düzeyini azaltmak ve düşünsel katılımını sağlamak için klasik film biçimini aşkınlayan, beğenilmeme ve dışlanma pahasına ismini koruyan bu yönetmeni saygıyla anmalısınız.

Bildiğimiz bir öyküyü; bize bilmediğimiz bir şekilde anlattığı için Steven Soderbergh’e teşekkür ederiz.

Daha kat edilmesi gereken çok yol olsa da…

26.10.2011

Reklamlar