Hazırlıksız Seyir

Bir filmi izlemek için ne türden bir bilgiye ihtiyacımız vardır?

Film izlerken beynimizin hangi lobunu daha aktif kullanırız?

Film izleme aktivitesi; zihinsel bir ön hazırlık, yani entelektüel bir geçmiş ile bağlantılı mıdır?

Sizce!

Mesela; Bazin’den duyduğuma göre; eskilerde -ismi lazım değil- Fransız sömürgecileri, sömürdükleri coğrafi bölgede ikamet eden toplumun (yerli) genel algısına etki etmek ve bu sayede kendi sömürme faaliyetlerini meşru kılmak için bir film (sunum) hazırlıyorlar.

Filmi izleyen, (siyah ırk) vatandaşlar; izledikleri filmde önemsiz bir tavuğun hareketini tüm filmin genel içeriğine oranla daha önemli görüyorlar.

Yani; koca filmde bir tavuk ve onun plan içindeki hareketi (çok kısa bir süre) tüm film içindeki entelektüel geçmişe yeğlenebiliyor kimileri tarafından.

Hem de Fransız film yapımcıları, hazırladıkları sunumu yavaşlatılmış olarak izlediklerinde ancak keşfediyorlar bu hareketli tavuğu. Adamların filmi hazırlarken hiç görmedikleri bir unsur, bu koca tavuk…

Yani…

Dolayımsız bir yöntemle direkt gönüle (yürek- kalp) ulaşmak zor gibi…

Zihin de kavramlaşmadan, bir elma ağacını, bir çilek ağacından ayırmadan yani (tümel- tikel), gördüğün görüntüden saflaşarak yönetmenin görmeni istediği algıya ulaşabilmen biraz zor gözüküyor.

Dramatik gelenek, bir anlamda manipüle eden kurgulu anlatım bile belirli bir zihinsel harekete ihtiyaç duyuyor diyebiliriz. Size filme katılmak için bir alan bırakmayan Hollywood yönetmenleri dahi, istediklerini (ortalama algıya hitap eden basit amaçlarını) size aktaramıyorlar…

Saflık, masumiyet, sanatta ulaşılan dolayımsız tavır, sanatın en karmaşık olguyu basitleştirmesi ve küçücük bir parçaya sıkı sıkı yerleştirilen o koca bütünlük hissi…

Boş mu bunlar! Sorması ayıp!

Nasıl yakalayacağım Michelangelodaki saflığı, Beethoven’daki akışı, Tarkovski’deki derinliği…

Onlar gibi mi olmam gerekiyor, dehalık sınırına mı taşmam gerekiyor; bir dehayı anlamam için.

Yoksa…

HollyWOODY Allen

Hemingway, Picasso, Man Ray, Bunuel, Dali, Fitzgerald’s.

Pariste bir gece yarısı çıktım yola, aynı anda 10 tane deha ile karşılaştım. Şimdi ben hangisinden ne anlayabilirim diye soruyorum size.

İsimlerini dahi bilmediğim kişiler var karşımda ve yönetmen bunları bilmememin ayıp olduğunu söylercesine, her dehaya ayrı bir olay örgüsü elementi eklemiş…

Nasıl takip edebilirim ben bunları…

Hayır hepsini biliyorum da ne oluyor, günümüzdekileri, 19 ve 20. yüzyıllardakileri, aydınlanma hareketindekileri…

Angelopulos’u takip etmek için bir coğrafya atlasına, Woody amcayı takip etmek için de Sanat Tarihi kitabına ihtiyacımız var gibi gözüküyor.

Tanımayan, bilmeyen seyirciye ne kalacak bu filmden geri:

Her devrin kendine has bir güzelliğinin olduğu, her devrin aşklarının aynı kurulduğu, romantik Paris akşamlarının varlığı…

Kusura bakma Woody amca, sırf tebessüm etmek için filme gitmeyeli çok zamanlar oluyor…

Paramı geri alıp, koşmaya başlayayım en iyisi ben…

Paris ve Gece

Her memlekette bir olay örgüsü kurabilirsiniz. Her toprağın kendine ait bir bütünlüğü, onu ortaya koyan bir dokusu vardır.

Barcelona, İstanbul, Paris, Roma…

Her tatil mekanında bir film çekmek, bir insanın ulaşabileceği en güzel emeklilik hayallerinden birisidir heralde.

Woody Amca mutlu musun?

Çok ünlü, çok soru, çok bilgi, çok klasik- modern- post modern ilişkiler.

Fransız kalmak deyimi; şu yukarıda bahsettiğim tavuk peşinde koşan yerli amcalar için kullanılmış olabilir.

Lakin ben halen, entelektüel bilgiye, üstün körü belleğe, yani zihne değil, direk kalbe ulaşmaktan bahsetmek isterim.

Sanat eserinin saflığı hakkında düşünmek bile abestir. Sanat eserinin zihinsiz bir boşluğa teması sağlanabilir mi, yoksa zaten sanat o teması yapan esere mi denilir!

Haydi düşünmeyelim!

18.10.2011

Reklamlar