Sinematografik Kişilik

Filmi biraz deşelim.

Bakalım bir şeyler bulabilecekmiyiz!

Şimdi; özdeş sinema, özdeşleşme kategorisi dediğimiz bir olgu var aslında. Filmin size gösterdiği objeler (obje görüntüde erir) içerisinden, filmin gösterim biçimi de dahil olmak üzere bir seçim yapmaya zorlanıyorsunuz. Bir karakter eylem içerisinde bir olaya süreklenirken belirli bir kişilik- tip (per- sona- lity) ortaya koyuyor, siz o kişiliği, filme girmeden önce teslim etmiş olmanız gereken kendi kişiliğinizle yer değiştiriyorsunuz.

Yani; size ait ego (benlik) film salonuna (ayin merkezi) girdiğiniz anda, filmini izlemek istediğiniz yönetmene teslim edilerek (filme inanmak) size o film boyunca kullanmanız gereken bir film kişiliği teslim ediliyor.

3 boyutlu gözlük gibi yani.

Siz; seyirci olarak; ortalama algıyı hedefleyen filmlerin (Klasik Akım- Hollywood Sineması- Dramatik Gelenek) dışına çıkmayı denememişseniz hiç; yani evdeki dizilerden kafanızı kaldırıp, acaba film sanatı alanında neler olabilmektedir dememişseniz hiç, bu ego (hayali 1) kişiliği kendi normal hayali 2 (ego) kişiliğinize ekleyebilir (ego+ego/2) ya da bu yeni hayali ego kişiliğini tamamen benimseyebilirsiniz. (Filmden sonra superman olan adam- Film izleyip, seri katil olanlar)

Yok; ben o egoya bir bakayım ama kendi egomu da kendimde tutayım, ya da kendi egomu, kendi egosunun üstüne (aşkınlama) çıkabilmiş bir adama teslim edeyim de bu egomun beni sınırladığı karanlığıma bir aydınlık deneyim yaşatayım (2D Sinemanın Son Aşaması- Hakikat Sineması) diyenlerdenseniz, doğal olarak dışardan bazı şeyler beklemeye başlarsınız.

Şimdinin ve geçmişin önemli yönetmenleri akıllı seyirciye (gelişmiş bilinç) bazı farklı deneyimler yaşatmak için klasik filmlerin size verdiği egoyu kırmaya çalıştılar, çalışıyorlar…

Yani sizin; kendiniz dışında başka bir adama dönüşüp, gözlerinizin kırmızılaştığı, mısırı nerenizle yediğinizi bilmediğiniz durumları ve bu durumları yaratan zihninizi durdurmak istediler.

Filme annesinin yan koltuğunda başlayıp, evde babasının yanında bitiren seyircinin filmde görmeye zorlandığı yoğun eylem, hareket, fiil ve momentumun durduğu, dikkatin; karakterin içine, minimal öykünün içine aktarılmaya çalışıldığı haller ve betimleyicilerdi bunlar…

Sizden kendinizi kaybetmenizi değil; kendiniz kalıp, yönetmenin deneyimlerine tanık (gözlemci değil, tanık) olmanızı isteyen, özdeşleşme (sinematografik kişileşme) içine girmeden akıllı seyirci kalabilmenizi isteyen yönetmenlerdir bunlar…

Neden bu kadar gürültü!

Trier de öyle yapıyorda o yüzden diyorum tüm bunları.

Jean- Luc Godard, Robert Bresson, Andrei Tarkovski…

Kimisi oyuncusunu kameraya baktırır, kimisi empati (duygudaşlık) kurmamamız için oyuncularını robota döndürür. Kimisi zaman, mekan duyarlılığını bozacak şekilde planlarını zıplama kurgu (jump cut) üzerinden (kesik kesik) yapar. Kamerayı normal aksiyon kamera (kamera omuz) tutuşundan çok daha fazla sallar vs…

Eee…

Trier;

  • Melankoli filminde Justin- (Sarı Saçlı Kız)’ın babasını dansederken kameraya baktırmıştır.
  • Diegetik (Homerostan kalma- Epik Anlatı) anlatımın çok eskilerde kalan anlatıcısını geri çağırmıştır. ( Sinema Dramatik Yapısı film içerisinde anlatıcıyı gizler, ve anlatmak yerine göstermeyi kurgular.) Melankolia filminde Part 1 ve Part 2 gibi bölümler nedeniyle (Deccal (Antichrist) filminde Prolog- Epilog) Justin ve Claire kişilikleri ile özdeş kurmanızı engellemiş, anlatıcıyı bu gösterim ile uzaklardan geri çağırmıştır.
  • Yüksek planlar (çok kareli plan) (yavaş çekim!) ile seyirciyi koltuğunda sıkmış ve filme gözleme zorluğu vermiştir.
  • Kamerayı sallamış, planları kesik kesik yapmıştır.

Kısaca özdeş benliğinizi kırmaya çalışmıştır…

Yani en kısaca bu adam; sizi film evreninden, dışarıya yadsır ve filme düşünsel katılımı (tanık) sağlamaya çalışır. (Eylem katılımı değil) (Brecht Estetiği)

Trier; sinemasını iyi bir öykü üzerine kurmaya çalışmaz, doğal olarak da bu adamları bazı ön bilgilere sahip olarak, biraz araştırarak izlemelisiniz.

Bunlar teknik kısımlar…

Ama üzerine düşünürseniz, bazı yönetmenler hakkında fuzuli yorumlar yapmaktan kaçınırsınız.

Devir modern efendim!

Modern bir zihin, modern bir seyirci ister, modern bir seyirci de ne yazık ki, sinema tekniğinden anlamalıdır. (Anlatılanları teknik buluyorsak eğer)

Yoksa Hologramik Sinemaya geçmemiz çok daha uzun sürecektir.

Doğru mu!

Melankolik Bir Gezegen Çarpıyor Bana

Hiçbir yönetmeni ulaşılamaz görmemek gerekir, bazıları biraz ilerde olabilirler, ama onlarda kimileri için ulaşılmaz değildirler…

Yani; bazı yönetmenlerin filmlerini izlerken, acaba yine hangi çakallağı yaptı diye, pür dikkat izlemek, film izlemenin en zor zanaat olduğu durumlardan biridir.

Trier de öyle, filmleri de…

Zor filmler yapar, yapmaya çalışır. Metafor, alegori, imge- simge kafayı zorlar biraz açıkçası. Öyle basit bir film yapsa, yapmaya çalışsa dahi, insan gerilir ve iyice anlamaya çalışır bu yönetmeni.

Geçmişi yüzünden, geçmişimiz yüzünden!

Şimdi…

Melankolia filminde deşifre olacak ne var!

Zor zanaat film içinde; Tarot İlk Açılım kağıdının (Hermetik Gelenek) resmindeki sağda güneş, solda ay, ortada erkişi mekaniğini keşfediyorum.

Ne sağda, ne solda olacaksın. Ne güneş, ne de ay olacaksın… ( Hakiki Açılım)

Enerjinin zıt kutuplarda akmasının manası ile filmin başındaki Justin, Claire ve Çocuk üstlerinde gezegen ve yıldızlarla bize yürüyorlar. (Filmin açılış sekansı içindeki resim- Yavaş Çekim!)

Solda gelinlikli, üstünde ay ve Justin, sağda Claire üstünde Güneş ve ortada Çocuk ve üstünde Lotus (Erkişi- Erkek ve Dişi, Ne Erkek Ne Dişi, Hakikat, Aydınlanma, Buda, Yakin, Tanrının Krallığı, Melankolia, vs…)

Şimdi Justin; bir kere steelbreaker (çelikkıran teyze) ayrıca Ay’ın gelgitleri gibi, med cezir halinde, psişik güçleriyle yaşıyor, yarı ölü, yarı canlı ve hep yorgun, ayrıca annesi gibi duyarsız ve hayatı iplemiyor.

Claire; duyarlı, fazla takıyor, yaşama meraklı, pimpirik.

Yani zıt iki kardeş vurgulanmaya çalışılıyor.

Bilim adamı olan Claire’in kocası, her zamanki gibi analitik aklın yenilgisini anlatan bir tip, yani biraz mistik durumlara (film izlemek mistik bir durumdur) alışık olmamız için konulmuş.

Ve çocuk, saf, temiz, ne duyarlı, ne duyarsız, ne güneş gibi egoist ve sıcak, ne ay gibi dengesiz ve soğuk. Ne gülümser her dakika, ne de ağlar yanlızlığına…

Ve işte; film tüm dünyanın ölümünü, simyasal (dönüşümsel) olarak güneş, ay’ın ve dengeli çocuğun (erkişinin) dönüşümüne bağlayarak bitiriyor.

Hermetik gelenekten örnekliyorum…

Tüm film boyunca; Ne Justin, ne Claire köprüden öbür tarafa geçemiyorlar (At Sürme Sahnesi) ve bu durum filmi simyasal (kişisel) bir dönüşüme doğru yeniden sürüklüyor. Yani gerçekleşen şey, dünyanın sonu değil, o film karakterlerinin dünyalarının sonu. (Karakterler, kapalı bir kontrol hacimdeler, ilk gösterilen film karelerinin aynısı)

Bilim Adamı (Baba) ölüyor ve film sonunda Justin, Claire (zıt kutuplar) ve aşkınlanarak oluşturacakları saf bilinç, masum bilinç (Trier) çocuk oluşur… (Gezegen ile ölüm)

Dünyanın sonu (yine kişiseldir) olarak kabul edersek bu gezegen çarpışmasını, hayvanların (at) mutlak son geldiğindeki metanet, sessizlik ve olgunlukları, ama onların dışındaki insanların korkuları da imgelenmiş derinlere.

Yani bir hayvan kadar rahat değiliz, dünyanın sonu gelecek diye, sanki dünyayı biz yaratmışız gibi ağlayıp duruyoruz…

Melankolia’nın (Gezegen) çocuk (saf) olabilmesi, simgelemesi de içerik dahilidir…

İşte böyle…

Zorlama yorumlar tabi bunlar, bir film izlerken şamancılık bilgisine sahip olmanız gerekmez elbette…

Klasik Anlatı Yorumu

Trier; kendi bir önceki filminin üstüne çıkamıyor. (Antichrist) Teknik aynı, oyuncu sistemi aynı, içerik zayıflıyor ve tekrara düşme tehlikesi baş gösteriyor.

Dikkat!

Bir seyir olarak düşünürsek, yönetmene olan saygımızla, konuşmadan (yorumlamadan) işte böyle bir şey! diyerek izleyip geçebiliriz filmi.

“Trier’in ölüme bakışı basit anlamda” der gideriz sinemadan dışarı…

Kadınları ön plana çıkartarak, cinselliği biraz azaltarak, kendi dişil karakterini ararken görüyoruz yönetmeni falan işte…

Bir biçimsel yönden, bir de içerik yönünden deştik.

Hayır ola!

13.10.2011

Reklamlar