BÖLÜM “İKİ”

Önce toplama vardı, sonra çarpma, çıkartma ve bölme de geldi sonraları.

Ama önce topladı insanlar.

Hep ileri doğru, sağa doğru, artı olana birikim yaptılar.

Yapılan birikimden sonra belki çıkarttılar, belki çarpıp, böldüler…

Ama ilk önce topladılar.

1/1= 1 değil mi!

1*1= 1 değil mi!

1-1= 0 mı diyorsun?

“0” olanın içindeki “yokluk”tur. Harezmi’den bize kalan.

“0” varlığın yanındaki yokluktur. Önce var eder, sonra yok edersin. Var etmeden “yokluk” yani elde “0” olamaz.

İlk varolan neydi?

İlk varolan da 2 oldu.

1+1= 2.

Önce 2 oldu insan ki işlem yapabilsin.

O yüzden önce topladı, çoğalttı.

2 oldu; 1’i anlamak için.

Yeniden 1 olmak için.

PUT INTO

İnsan; birinci filmdeki gibi hatırlamak için “kendi varoluşunu” 1 ile arasına + ‘yı koydu.

Put into: koydu…

Önce unutmalıydı çünkü.

2 olmalıydı önce.

Araya konulan her şey bir “put” oldu. Putlaştırdı. Babayı, anayı, çevreyi, kültürü, bilimi, sevgiyi, aşkı koydu.

Ama işlem yapabilmemiz için “put into” yapmamız gerekirdi.

Tarihte inceleyin; insanoğlu “kendi putunu yapıp” ona secde etmemiştir hiç. O put hep bir güç için “aracıdır”.

Çinliler; atalarına secde edeler Buda Heykelinin önünde.

Mecusiler Güneş’i PUT ederler.

Sen hocanı koyar ona secde edersin. Ben kendimi araya koyarım.

Araya koymak; aracı koymak, aracı “amacın” kendisi saymak bizim matematik problemizdir en baştan beri.

Bak insanlık; ya elde tuttuğun 3-5-7’ni bir doğa olayına “böldüreceksin” kendisiyle, ya da 7’den geleceksin eksile eksile 1’ine kadar.

Unutma önce 1 kabul edildi; sonra 0…

KİESLOVSKİ’nin BİR’i

İki kişiye aşık olabilen bir kadın.

Birisi iyi dostluk ediyor; birisi de iyi sevişiyor heralde…

Olabilir diyor kadın. 2-1=1 yapmadan 1’i elde edebilirim.

Ama olmaz ki diyor Kieslovski.

Birinden birini seçeceksin. Kadın kocasını seçiyor. Çocuğunun babasını değil; eski dostunu seçiyor.

Ve seçim yani eksiltme işe yarıyor.

Olmayacak adam iyileşiyor. Hem de diğer flörtten kalan fazlasıyla toplanarak.

2/2 yaparsa her şey gidecekti diyor.

İkisini de bir arada tutmaya çalışırsa…

Arada kaldı kadın, seçim yapmaya zorlandı…

Ya çocuk karnındaki, ya adamdı yatağındaki.

Adamı seçti, 1’i seçti, çocuk da bonusu oldu.

Güzel oldu…

SANAT

Su damlasının düşüş metaforu, zamanda yolculuk ile kanatlı böceğin bardak içinden kurtulma çabası gayet güzeldi.

Acaba diyorum bir filmi ancak çok önemli ve az görsel düşünce ile mi kurabiliyoruz.

Yani en fazla yapabileceğimiz şey bu mu!

2 veya 3 tane büyük görsel düşünce bize yetiyor mu! Daha fazlasını yapabilir miyiz?

Bardak düştü, Stalker filmindeki gibi. Küçük kız; bardağı oynatıyordu ya hani, tren gürültüsünün altında…

Hem de Andre’nin filmiydi Stalker.

İyi baktın mı!

Ölümcül hastalıktan iyileşen Andre’nin.

Kieslovski’nin Andre’sinin…

26/02/2011

Reklamlar