Sanat Yapıcı Adam

Teorik olarak belirli bir biçim yakaladınız. Kamerayı kullanmayı, merceklerin estetik değerlendirmelerini, açıların ve sinema tekniğinin basit değerlendirmelerini “yaptığınız” öncü film çalışmaları aykırıladınız.

İyi yönetmenlerin iyi filmlerini “analiz” edip kendi yolunuzu çizmeye başladınız.

Sinema tekniği ve teoriği dışında, insanları etrafınıza toplayıp, bir şeyleri anlatma becerinizi de ortaya koydunuz. Başını bir sonla bağlayabildiğiniz bir hayatınız oldu.

İç dinamiğinizle kendinizi dini- mitolojik, bilim dalları ve “bağlanmış” genel kültür bilgileri ile donanımladınız.

Paranız az; kafanız çoktu. İyi işler yapacağınızı biliyordunuz. Ama kimse sizi bilmiyordu. Konuşup da ağzınızı yormanız bir işe yaramadı ve gidip kimseye minnet olmamak için az parayla ilk işinizi ortaya koydunuz.

Pi: 3.14 ve devam eden rakamlar bütünlüğü- filmi ortaya çıktı.

Musevi (Türk Töre) Tevratını; kabalastik olarak yani matematiksel olarak, amprikçe (hesaplanabilir) yani din- bilim- gündelik hayat bileşkesi şeklinde ortaya koydunuz.

Ortaya bir eser çıktı, bir deneme tahtası oldu bu. Ama işe yaradı.

Az parayla; zekice, farklı düşünme tarzınızla kendinizi ispatladınız.

Artık biraz daha rahat hareket edebilecek; filmlerinizi minnet duygusuna kapılmadan etrafa yayabilecektiniz.

Sen film yapmayı kolay bir şey mi sandın Aranofsky!

KUĞU

Hep yanlış düşündünüz. Hep yanlı oldunuz…

Black olan kuğu filmi; içeriksel bir faklılaşma çabası, bir deneme değildi, biçimsel bir sinemacı olma derdiydi.

Zaman ve “zamanı aynı anda” biriktirme derdiyle uğraşıyordu yönetmen. Biçim otutturmaya uğraşıyordu. Sinemanın görsel- içeriksel yanına yaklaşma çabasında olduğu için yapıyordu tüm ayrıntıları.

Kendini öldürme sahnesi, bir ezber sahnenin tekrarı değil mesela. Yani oradaki klişe; zamanı, mekanı ve Portman’ı aynı fırçada buluşturma işi.

Yani şizofreni, paranoya, freudvari psikanaliz içeren bir altyapı yok orada. Siz var kabul ediyorsunuz.

Film değerlendirirken; filmin içeriğinden başka elleyebildiğiniz nokta yok diye; koca filme dil uzatmayın.

Filmleri; yönetmenden ayrı tutuyorsunuz. Biraz empati ile bu adamın filmlerini “doğu”ya yaklaştırmaya çalıştığını, yani sırf kendine ait bir biçim yakalamaya çalıştığını anlamalısınız.

Film sadece içerikten oluşmaz, içeriği kuran biçimdir.

Biçimi kuran yönetmen, yönetmeni kuran çevre ve genetiktir.

Siz ilk filminizi yapmış olsanız ve belki bir daha film yapamayacak olsanız; Tevrat ve matematiksel yorumu KABALA ve amprik bir kavram olan Pİ’yi filminizde kullanır mıydınız.

Düşünün yazarken; siz olsanız nasıl yapardınız. Filmlere bu kadar uzaktan bakmayın…

Neymiş?

Siyah kuğu; dini metaforları saklamak için biçimlendirilmiş.

Aranofsky’in içinde olmadığı Black Swan filmi izlenir mi?

METAFORİK ALGORİTMALAR

Yönetmen gibi, yani ilk filmden, geçmişten ve film yapmaya çalışan gelecekten düşünmeye çalışırsak bir takım işaretler yakalarız.

Trier’in Dogville’nı hatırladınız mı? Hani o tepkilerini ayarlayamayan ve masum çocukları bile öldüren Nicole Kidman vardı.

İşte; Natalie Portman o tipiktir.

Kadın’ı hem görselliği hem de narinliği betimlemek için kullanırlar.

Aslında bu kişisel problemleri yaşayanlar yönetmenlerdir…

Ailevi gelişiminin “oligarşi” ile betimlendiği baskıcı aile yapısında; dışarı kaçan küçük çocuk, ailede bulamadığı kendine güveni dışarıda yakalar.

Lakin; azcık da iyi niyetli bir adamsa ve yılmadan, yıkılmadan her engele rağmen kafanısına koyduğunu yapmak isterse bu çocuk; ailesinde ve dışarıda ters bir ilişki yaşanmaya başlar.

Bu çocuk Aranofsky bu arada…

Aile içinde; babadan dayak yiyen anneye haksızlık yapar, anneden kaçan küçük kardeşi döver, eşitsizlik yüzünden dışarı giden çocuk hak arayamaz, ses çıkarttamaz bir tipe dönüşür.

Fobi olur bu, sosyal fobi. Konuşamaz, hakkını arayamaz. Bilmediği ve yaşı daha gelmediği için bir türlü istediğini anlatamaz. Sinirlenir, kızar, doğru yerde güçlü olamaz…

Ya işte böyle bir yönetmen ve balerin var bu filmde…

Fazla iyiler bu adamlar. O kadar iyilerki dışarıya iyi görünmek için “haklarından vazgeçerler”.

Siyah Kuğu’ya dönüşmek de aniden tüm bu salaklıkların tam tersini yapmakla ilgili. Lakin beyaz ve siyah insanda aynı anda kurulmalı…

Böyle bir ezik karakter aniden siyah kuğu olmaya zorlanırsa, ya öldürür, ya kaçar, ya da kafayı kaybeder.

Bırakın beyaz kalsın bu kuğu; siyah olursa Aranofsky de ölecektir çünkü.

Pi yi yapan Arafonsky yani…

BİÇİMLEME

LV1F9083.CR2

Dediğim gibi biçim Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmine benzer yapıda.

Bal filminde “zaman algısı” her türlü anlaşılmama problemine karşı korunmuşken Aranofsky biraz korkak davranmış bu filminde…

Yani kızın “düşman balerini” öldürmesi ile kendisini öldürmüş olduğunu göstermeye gerek yoktu.

Ya da hızlı kurgu hareketleri ile seyircinin kaybettiği anlayışı geri kazandırmaya.

Etkileyici olmak için; olmayanı var etmeye, hayal sahnelerini filmin tüm genelinden ayırmaya…

Hani o siyah kanatların ilk çıkış anı varya Natali son dansı ederken; sorarım size; o sahne filmin içinde gerçek olanı mı hayal olanı mı betimlemektedir…

Yoksa eğer biçimleme olmasaydı; Aranofsky klasik sanılan “Akıl Oyunları” tarzı betimlemeleri kullanmazdı. Ya da şizofrenik tanımlamaları…

Bal filmindeki küçük çocuk; deli diye, hocaya götürülmüştü.

Zamanla oynayınca seyirci direk; “şizofren lan bu adam” tiribine girdiği için…

Onlar biçimle ilgili yani; paranoyak seyirci ile ilgili değil…

Ya da AntiChrist filmindeki gibi; cinsel tuzağa düşmezdi bu adam…

Siyah olmak için önce beyaz olmalı.

Lakin beyaz olmak için de önce siyah olmalı.

Siyahı siyah yapan yine beyaz değil mi?

Sen hangisinin çakma Aranofsky!

23/02/2011


Reklamlar