YARGI

Mesele yargılamak. Yargılayıp, kendine göre, kendi isteğine göre, kendi faydana ve arzularına göre hareket etmek.

Yargılamazsan ne olur.

O zaman büyük çarkın senin küçük çarkını döndürmesine izin verirsin.

Yargılarsan ne olur peki!

Büyük çark senin küçük çarkını yine döndürmeye devam edecektir.

Peh…

100 metre yukarı çıktığımda; seni göremiyorum insan! Sence Plüton da senin varlığınla ilgileniyor mudur!

Sorabilirsin bana:

Peki neden sinemaya yaparsın o zaman? Veya neden kitap yazarsın.

Büyük çarkın tekerine çomak sokmaktır benim derdim…

Küçük çarkımın başka küçük çarkları etkilemesine olanak sağlamak…

Plütonun beni iplemesini sağlamak aslında…

Olur mu birşeyler!

Ne yapacaksın ki susup!

Küçük bir çocuğun ölümüne sessiz mi kalacaksın. Tüm algıların kapanacak, nefes almadan mı yaşayacaksın.

Yargısız infaz olacaksın yani büyük çark tarafından…

Olmasın yönetmenim?

İstemiyorum.

İstememem de umut etmem değil midir?

HEY YABANCI

İyice düşünürseniz; böyle bir “öykü kahramanı” (Albert Camus- Yabancı) bu yaşına kadar hayatta kalmayı başaramaz…

Eylemi başlatmak ile ilgili bir problem söz konusu olsaydı eğer “Canım İstedi” diyemezdi…

Arkadaşı (Yavuz) sinemaya çağırdığında; ben gelmek istemiyorum tercihini yapamazdı. Ya da sonra evinde sıkılıp sinemaya gidemezdi.

Yargısı var bu adamın. Mekanizması çalışıyor…

An içerisinde hangi içgüdüsel dürtü ile şahlanırsanız; ona göre yaşacaksınız da diyemezdi.

Çünkü içgüdü de bir yargı mekanizmasıdır. Kendine ait bir “doğa kanunu” vardır. Büyük çarktan bağımsız hareket edemez…

Öncelikle; filmin başından sonuna kadar tasvir olan karakter ile kitabın anlatmak istediği karakteri birbirinden ayırmalıyız…

Ve kişiler hakkında determine (nedensel) bir sonuç oluşturmaktan kaçınmalıyız. O da öyle bir canlıdır diyip kendi işimize bakmalıyız.

Öyle mi?

Yargılamak; her olayı bir nedene bağlamaktır.

Siz yargılamazsanız da sizi yargılarlar. Hep böyle olur.

Ne sen galaksinden ayrısındır ne de galaksin senden ayrı.

Seni iplemez ama kızar sana Plüton!

Bırakalım tanrı ve tanrısızlık, umut ve umutsuzluk arasındaki açıklanamaz duyguyu tarif etmeye çalışsın küçük adam…

Evet…

Ben seni anlarım Musa ama “doğanın kanunu” anlamaz…

GÖRSEL ARZULAR

Kapı metaforu hep var filmlerinde.

Ama ben tüm film boyunca bir “görsel imge” yakalamak için kapıyı mı bekleyeceğim.

Abi “hikayesi iyi” mi demek zorundayım, tartışmak için.

Kapılar da yalama olmuş zaten.

Fikirler güzel, öyküler çekici de olsa, kamerayı koyup karşısına koyduğumuz oyunculara sandalyeden seslenmek yeterli olmamalıdır değil mi!

Çerçeveyi belirleyip, sağ boşluğa vazo, sol boşluğa “tablo”, oyuncu biraz geri gel, kamera biraz öne gel demek midir sanatçılık!

İmge kafada değil mi öncelikle! Zaten en baştan beri orada değil mi o atmosfer.

Fikirlerin çerçeveleri ne olacak peki!

İstanbul’u seyrediyorum; gözlerim kapalı…

Bilmem yapabilecek miyim?

19/02/2011


Reklamlar