Sinemanın Tekniği

Çerçeve var bir tane. Ebatlarını biz belirleriz. Gözün en hassas algı dinamiğine göre kare, dikdötgen, kimi zaman daire alanları ile sınırlarız…

Çerçevenin içinde elemanlar var. Ana öğe, yardımcı öğeler. Renk, doku, leke seçimlerini oluşturan değerler var. Işığın cepheden, tepeden, yandan, tersten gelmesine göre oluşan betimlemeler var.

Oyuncular var, diyaloglar, monologlar, net alanlar, flu alanlar var.

Var da var…

Ayrıca bu çerçeveyi kendinden önceki ve sonraki çerçeveye bağlayan bilinç öğeleri var. Arada devamlılık var. Ses var, montaj değerleri var.

Saniyede gözünüzün önünden geçecek 24 karenin hepsini ilgilendiren meseleler bunlar. Değil mi!

Bunlar var ve ne kadar “bilinçle” yaklaşırsanız bunlara; o kadar da siz var olursunuz!

İşte bu sinemanın tekniğidir, siz ve ekibiniz bu değerler üzerinden “içeriğinizi aktarmak” ile uğraşırsınız.

O yüzden işin mutfağını; fikrinin olup olmamasına bağlı olmadan öğretirler okullarda. İşine lazım olur diye…

İlk önce kirlenmeliyiz değil mi Alexander!

Doğal Seleksiyon

Bir sinema eserinde yönetmeni ilgilendirmeyen bir durum söz konusu olabilir mi!

Tabiki olamaz. Her birim; organizatör sanatçının tezgahında kendi bireyselliklerini ortaya koyarak bir bütüne yardımcı olur.

Organizatörün mutfağı nedir? Sinema sanatçısı- yönetmen neler yapar!

İstediği içeriği, görsel olarak düşünür ve izleyenlere anlatır.

Görsel olarak düşünemiyorsa ne yapar! O zaman da geçmişinden miras alır. Biçimi “tümdengelimsel” olarak örnek kabul eder ve onu uygular…

Tümevarımsal düşünmek çok uzun sürer çünkü…

Peki biçimi oluşturan nedir! Yani biçim nedir?

Biçim; sinema tekniğidir. Yani yukarıdaki örnek değerlerdir. Her bir biçim öğesi “miras” aldığınız diğer biçimden yalnızca sizin anladığınız kadarıyla size ve eserinize gelir.

Çünkü o biçim; “miras aldığınız önceki yönetmenin” kendi içeriğini anlatmak için seçtiği yoldur. Onundur…

O zaman o biçim kopyalanamaz, kopyalansa da kopyalanamaz. Zaman izin vermez…

Ne yapmak gerekir.

Görsel düşünmelidir. Yani sinema tekniği ile düşünmelidir. Foto-graf tekniği ile, ya da edebiyat tekniği ile ya da resim tekniği ile değil sinema tekniği ile düşünmek gerekir…

Düşünmek gerekir, öğrenip, unutup, yeniden öğrenmelidir…

Tarkovski

Bir feda ve ağıt ve dua. Nostalgia’da başrol adamın tüm hayatının sıkışıklığını bir “delinin sözü” ile yıkmak istemesi. Mumla yürünen uzun yol. Mum sönmeden yürünmeye çalışılan uzun plan…

Kurban’da evinin hanımıyla sevişip, gerçek kadının “gerçek aşkını” yakalama sevdası. Uçan metaforik sevişme sahnesi…

Meleğin Düşüşünde; genç kızın ipliği kopmadan gidebileceği kadar uzun noktalara gidebilmesi. İpliğinin üzerindeki duası…

Bu sahnelerin en verimli olanı Nostalgia’daki. Çünkü one shot bir plan bu, filmin içeriği ile biçimsel bir uyuşma sağlanıyor.

Yani Tarkovski; bu sahneyi “tek plan” çekmiş ve anlattığı adamın problemli hayatının çözümü için anlayana örneklemiş…

Bu sahne “tek plan” çekimi dışında aynı manayı veremezdi. Çünkü görsel düşünen bu adam; fikrine göre sahneyi planlarken “muğlak” kalmayı yeğlemiştir.

Anlayana muğlak değildir, anlamayana muğlaktır bu plan.

Muğlaklığı yaratan “tek plan” ve track- şaryo- magnum’lu sabit çerçeveli plandır. Bilmiyorum anlatabildim mi?

İşte anlamak da; sezgiler kadar elle tutulmaz, bilinç kadar da maddesel bir şeydir.

Ama sinemada biçim sezgi ile değil bilinçle yapılır, kopya sahneyle aynı mantığı anlatmak yordamıyla değil.

Değil mi Prayer!

ZAMAN

İleriye doğru şartlanan bize göre, koca memeli kız, aldatma aracıdır. Bavul aldatılmadan önce alınmış, kız da evden çıktıktan sonra aldığı arabanın anahtarı nedeniyle ölmüştür.

Kırmızı gecelik; ilk Tarkovski- İplik sahnesiyle, edilen duanın, kadınsal cevabıdır. İsevi olanın Musevi olanla hesaplaşmasıdır.

Yükselen Kova’nın yükselen Aslan gibi davranıp, eylemci davranması, üzerindeki tüm yükten kurtulmasıdır.

Bir meleğin düşmesi, bir gizli melekenin baskıdan kurtulmasıdır.

Bal filmine adım atmaya çalışan yönetmenin zaman değerleri ile oynayıp “muğlak” bir yargılamama mekanizması kurmasıdır.

Filmimiz her fikire açık- çünkü muğlak!

O zaman sinemanın tekrarlı biçimini aşırmak nedeniyle elimizden giden diğer öğeler ne olacak.

Ne olacak o film boyunca yalnız bırakılmış güzelim çerçeveler…

Onlar yeterince “muğlak” değil mi?

17/02/2011

 

 

Reklamlar