Zilkif YILDIRIM

Düz lise, meslek lise falan demiştim de şu manzarayı görünce hepsi anlamsız kavramlara dönüştüler. Ben kafasızlığımdan, istemediğimden, başka olanaklarımdan dolayı “okumak”,  “öğrenmek” istemezdim.

Bir de öğrenmek isteyip de öğrenemeyenler var…

Eğitim; şu an aklı başında bir birey olarak çok önemli bir kavram benim için. Doğuyu kim eğitecek mesela diye soruyorum kendime…

Zorunlu görevi olan genç öğretmenler mi!

Bu güzel öğretmenlere saygılarımı sunuyorum. Zor şartlar altında çalışanlara selamları gönderiyorum. Seviyorum onları.

Ama bu yetmez. Hem bana hem de o küçük çocuklara yetmez…

Kimi öğretmen bunu isteyerek seçmiştir. Bu mesleği kendi istemiştir. Ne güzel bir bilinçtir bu aslında…

Bize kalan da bu mesleği seçenleri eğitmek olmalıdır. Öğretmenleri bilgilendirmek, küçüklerin akıllarını genişletmek, onlara teknolojiyi ulaştırmak. Hizmet etmek elimizden geldiğince…

Varlığım Türk varlığına armağan olsun!

Yapabilirsem tabii.

Lisan Meselesi

İngilizce, Fransızca, Japonca eğitim almadım ben. İlk öğrendiğim dil Türkçe oldu. Şimdi Arapça ve İngilizce de biliyorum. Kendimi ve kafamı geliştiriyorum. Her an istediğim dili de öğrenebilirim.

Türkiye Cumhuriyetini kuran millet Türk Milletidir demiş atam. Kendi yaşamı, toprağı ve bağımsızlığı için savaşan her vatandaş benim milletimdir demiş…

Anadilim, eğitimim, öğretimim ve bilimsel, sosyolojik faaliyetlerim Türkçe dilinde yapılmaktadır. 1930’dan beri devam eden bir uygulamadır bu. Tek bir bayrak altında yaşayan, tek bir milletin dilidir bu.

Ulusçuluk meselesidir bu. Bu konularda yumuşak davranılmaz. Bölünmelere izin verilmez. Herkes istediğini konuşmakta serbesttir bu memlekette ama ANADİL- Eğitim Dili Türkçedir.

Böyle de olmalıdır.

Kafasını kullanıp Fransız İhtilalinden sonraki süreci inceleyen bir adam; milletlerin kendi kurtuluşlarını, dillerini tekrardan kazanarak, ümmetçilikten sıyrılarak yaptıklarını; bu güç ile bağımsız olduklarını görebilir.

Ya da akıllı bu adam; Darvin- Gobineau yorumlamasının “Sarı ve Siyah ırkın” ne kadar başını ağrıttığını görmelidir. Irkçılık, Doğal Seleksiyon ve “Güçsüz” sömürgeler dillerini kaybetmeye zorlanmaya, mekanlarının içinde kapana kısılıp yamultulmaya zorlanmıştır. Halen de zorlanmaktadırlar…

Ya da yine akıllı bu adam; Hint- Avrupa gibi bir uydurma plan ile tüm Mezopotamyadaki halkı “Aryen- arı” yapanları, etimolojik olarak bir türlü ulaşamadıkları sonuçları görmeden edemeyecektir.

Türk dili ne kadar bozulmaya çalışırsa çalışılsın halen Doğu (Uygur), Doğu Avrupa (Özbek), Batı (Türkiye- Kıbrıs) ve Güney (Hint Türkleri) Türkleri tarafından küçük farklılıklar ile konuşulmaktadır.

Uygurdan da alamazsınız dilini, benden de…

Bu milleti, insanlığa medeniyet taşımış bu güzel insanlığı, törelerine göre yönetilmiş bu adaletli “brakisefal” kafalıyı hiçbir zaman tarihten silemeyekseniz, sildirtmem…

O yüzden dil konusunda, öğretmenin çocukları, çocukların da öğretmeni anlayacağı günler için çalışmalı ve saçma tartışmalardan bir an önce sıyrılmalıyız…

Tarihinden bağımsız bir sanatçı gördünüz mü siz? Olabilir mi!

Sinema

Belgeyi sunmak, kurmacayı planlamak gibi bir durumu en başından içerir zaten. Tespit yapmaya çalışan “İki Dil Bir Bavul” filmi bu aşamada gayet başarılı olmuş diyebiliriz. Acındırma politikası yerine, hatalarımızı görmemizi sağlayan “tatlı” diliyle aklımızı başımıza toplamamızı sağlıyor.

Bazı durumlarda gizliden de olsa “manipulate” aşamasına girmiş filmimiz. Kamera kendini gösteriyor. Ben görüyorum alt metnini…

Samimi dili ile, yönetim tarzı ile salt sinema olarak başarılı bulabiliriz. Tarihinden ayrılmış bir kurmaca tanımını kabul edersek tabii…

Ben de açıktan da olsa bir dip not vereyim: Çok tenhada kalırsanız, bir Fransız sizinle ingilizce konuşmayabilir. Yobaz olabilirler biraz. Almanlar da yapabilirler bunu. Slavlar da. İngiliz dilini bilmediklerinden değil ha!

İstemediklerinden…

Neyse; varsın yobaz desinler değil mi Fransız!

14/02/2011


Reklamlar