Dövüşkenler

Hiç sanmıyorum. Sinemaya bir sanat dalı olarak bakabileceğimizi hiç sanmıyorum. O yüzden insanlığın tüm tarihini sinemasında bulabileceğimiz adamlar “ben sanmadığım için” sanat sinemacısı gibi bir kavramla bizden ayrılıyorlar.

Azlar ve hep az olacaklar…

Çok derin düşünmek, teorilere dalmak gereksizdir diyorlar bazıları…

Tamam…

Sinemanın teorisiyle debeleşin demiyorum zaten size, kendinizle dövüşün, bir bakın karşıtınız neler demiş, bir yoklayın kendinizi.

Soruyorum; en basitinden Nolan, Aranofsky filmleri diye ayırıyoruz ya! Fighter filmini ne diye ayırıyorsunuz. Bale (Christian) filmi diye mi, Wahlberg filmi diye mi?

Yönetmenin adını biliyor musunuz. Ah, ah…

Black Swan’ı tek başına Portman’a bağlayanları duyuyorum. Portman Nalan’ın yanında nedir ki? Ya da Nolan; insanlığın yanında, ya da insanlık koca evrenin yanında…

İşte dövüşkenler böyledir; ekmeklerine çikolata sürerken dahi kameraya çekseniz, size Cesur Yürek bir baş yapıt çıkartırlar…

Sinema Yapmak

Spor; dövüş; boks; orta siklet.

Nedir amacımız.

10000 kişiden 1 kişiye hayat dersi vermek mi? Boksörleri özendirmek? Onların da insan olduğunu hatırlatmak?

Her hangi bir aileden yola çıkmak; o özel ailenin hayatına klip çekmek.

Spor filmi; en baştan kabul ediyoruz ki, heyecan filmidir. Sıfırdan yükselme filmidir. 10’dan düşme filmidir. Türdür çünkü. Kalıplı halleri vardır.

Eğer biraz konuya ağırlık kazandırır boks sahnelerini real ayağa çekerseniz; arada kalırsınız. Dizi gibi seriye bağlarsanız; karakterin hayatı öne çıkar, istemeyerek…

Yani kısacası; ne yaparsanız yapın içinde boks sahnesi ağırlığı olmayan bir “derin düşünceli” boksör filmi gösteremezsiniz.

Olamaz. İmkanlı imkansızdır…

Bu yüzden içinde boksör hayatı olan bir filmden çok fazla birşey beklememelisiniz. Beklememeliyiz.

Yönetmen sineması dediklerini duydum. Hey Allah. Aparküt yedim…

Yazar sineması da mı var. Ya da besteci sineması. Madem kavramları ayırdınız o zaman adam gibi de kullanın şunları.

Sanatçılar, sanatçı olmak isteyenler ve ilgi görmek isteyenler vardır. Sanatçı kendini, gelişimini değerlendirip, fedekarlıkları oranında kendine ve eserlerine  isim koyabilir.

Siz de onun kendini tamamlayabilmek için yaptıklarına; yönetmen sineması dersiniz…

Eywallah, sinema yapmak da böyle birşeydir zaten. Otör deseniz bari. Kabul edicem…

Attack me if you DARE

Oyunculular profesyoneller. Yani iş babında. Onun için, para aldıkları için dövüş stillerini uzun uzun çalışmışlar. Bale her zaman ki göze batıyor. Yönetmenin önüne geçirtiyor kendini.

Rol çalmak derdik eskiden onun gibi…

Oyunculuk ve gelişimi, sergilenmesi babında iyi bir film.

Kamera kullanımı realistik. Canlı yani, tüm hayat bir ring gibi, durdurulamaz. Ta ki Nakavt olana kadar…

Zaten bir spor filmi için çok fazlasını da beklemeyin. Rocky’de son filminde kendi klasiğinin kurallarını kamerayı ring içine sokarak bozmuştu.

Külkedisi de, Fighter da devam ettiriyor gelenekleri.

Avrupai, sinemavari, estetikvari çözüm yolları bunlar. Aaa…

Ama bana sorarsanız; klasik bir Hollywood Rakisi (rakı gibi) beni 50 yıl sonra bile benden alır. Tabi izlemek istersem.

Böyle yaptıkça; has ama az seyirciden bulmakla uğraştıkça, eğlenceli istekli çok seyirciden adam kaybedeceksiniz.

Değil mi Ken? Sokak dövüşçüsü adam!

Dövüşelim mi?

12/02/2011

Reklamlar