Part 2 (22.33- 43 Dakika Arası)

Devam edelim efendim! Şunu belirteyim; bu yazı filmin içeriğin analizi değildir, evet şahsımca filmi analiz altına almaktayım ama; belirli bir sinematografik bileşim de kurmaya çabalıyorum. Yani filmin benim tarafımdan algılanan yorumlarından çok filmin sekansları arasındaki uyumu yakalamak gerekmektedir. Bu fikirler yeni bir film yapmaya çalışan arkadaşıma çok daha yararlı olacaktır.

Alex’in Victor’dan aldığı kitap ile başlıyor sahnemiz. Yönetmen yeniden bir fikir yumağını gösterilen resimler arasında sunmaya devam ediyor. “Dua, ne kadar saf ve çocuksu bir masumiyet” gibi yorumlar duyuyoruz.

Keza bu yönetmen fikrinin temel ışığı şudur: Belirli bir yapıyı, bir eseri, bir yazıyı ilk okumanız sırasında kendinize kattığınız bilgi taklit temellidir. Nasıl ki; sinema öğrenmek isteyen arkadaşımın sinema tarihini bilmeden,” Devrim Sineması, Avangard Sinema, Dışavurum Sineması, Klasik Akım” gibi temel öğeleri işlemeden yola çıkması vahim olacaksa da; ilk başlangıçlar her zaman insanı kendine yakın bir öğretiyi taklit etmeye sürükler. Mesela; Eisenstein’in montaj teorisi üzerinde çalışmalarım sırasında 3-4 aylık bir süreç boyunca, farkında olmadan da olsa, tüm sinema ilgili yazı ve konuşmalarımda bu teorinin taklidini, en azından kanımca taklidini yapmış oluyor olduğumu gördüm. Yani ilk okuma, ilk değerlendirme ve bunu aktarma işi işin en kaba kısmıdır. Eğer gelişme isteği ve ilgi devam ederse; bir zaman sonra o ilgili kişiyi sinema tarihi ayrıntılarından çok, kendi fikirlerin orijanliğini ararken görürüz. Görmeliyiz de…

Bilgi alınır, uyarlanır, saflaştırmaya çalışılır ve arıtılır. İşte filmdeki saflık, çocuksu masumiyet budur.

En güzel örnekle: Montaj pratiği üzerine ders alan arkadaşımın tüm filmleri plan plan görmesi ve filmden sonra yorumunu buna göre yapması işte bu yüzdendir. Asıl makul yorum teknik ve içerik olarak sinema teorisi, kamera tekniği, ışık tekniği, montaj teori ve pratiği elementlerinin bir potada eritilmesi ve artık plan plan değil de bir bütün içinde değerlendirilen bir yapıya dönüşmesidir.

Buradaki saflık mefhumu; işte bu çoğu şeyi bilen, bunun farkındalık ile kendinde geliştiren ve bu farkındalığın gücü sebebiyle tüm esersel gelişimi yorumsuz olarak takip edip, makul bir yorumlamaya tabi tutanın sahip olduğu değerdir.

Resimlerin genellikle din figürleri içermesi ve resim sanatının Tarkovski için önemini yeniden görmüş olduk.

“Hiç hayatını boşa geçirdiğini düşündün mü?” diye bir soru ile pencere kenarından devam ediyoruz (Victor). Aslında bu soruyu soran birisinin kendi yorumlarını da eklemesi gerektiği aşikardır. Ama yönetmen tarafından minimal öykünün tek bir karaktere sunulması söz konusu olduğu için Alex bu soru hakkındaki düşüncelerini söylemeye başlar.

Alex; bu durum sorusuna karşın daha önce kendini bir takım sorgulamalara tabi tuttuğunu ama küçük çocuk (sessiz çocuk) doğduğu zaman bunları bir kenara koyduğunu söylüyor. Ama çocuk büyüyünce yeniden yavaşça aynı şeyleri sorgulamaya başladığını belirtiyor.

Burada, günlük hayatta insanı bağımlı kılacak öğeler sunulmakta. Kadın, çocuk, eşya ve diğer güç öğeleri kısacası bağımlılıklar anlatılmakta. Filmin tümünün bu bağımlık öğelerinden kurtulmak ile ilgili olduğunu söylesek abartmış olmayız sanırım. Mesela bu eğer manevi bir açılım içinde yerine koyulursa; masivadan (Allah dışında her şey) kurtulmak veya ona bağlı olmak ile birşey. Murid (irade gösteren) salik (seyr-ü sülük yolunda) tasavvufi yöntem bilimde kendini bağımlı kılacak her şeyden şuur boyutunda kurtulmak için bir takım çalışmalar yapar. (Uzlet burada önemlidir, Gandhi örneğindeki gibi)

Şimdi artık Alex karakteri fazlasıyla öne çıkmaya başlamıştır. Bakalım yönetmen ne tür bir bağımlılık yönteminden bahsedecektir.

Sinema pratiği değerlendirmesi olarak bu pencere başındaki sahneyi; mizansen kurulumu olarak iyi ele almalıyız. Victor ve Alex konuşuyor, Victor’un oturduğu yerin karşısına Alex konuşma ritmi ile birlikte (konuşmanın içe dönük kısımlarında) oturuyor. Evin kızı gelip etrafta dolaşmaya başlıyor. Bu sırada Alex’in eski bir tiyatro oyuncusu olduğunu öğreniyoruz. Richardcılar ve Budalacılar yeniden tabirleniyor. Evin kızı bu oyunları hatırladığını söylüyor.

Bu noktada yönetmenin bir diyalog bütününü devam ettirmek için; kızı neden sabit olan plana soktuğunu keşfediyoruz. Victor bu konuda devam etmiş olsa eğer; o zaman fazlaca bir zorlama olduğu görülecekti.



Evin kadını ilk önce sesiyle; herkesi kendine baktırıyor. Burada sesin önce gelmesi; plan değiştirilmesi için güçlü bir dinamik hazırlıyor.

Gizli bir ayrıntı olarak ise daha sonra da örneklerini göreceğimiz Victor arkadaşımızın evin kadınını görünce ayağa kalkması önemlidir. Dikkat buyuralım bu noktaya. Saygı duruşu olarak mı değerlendirmek gerekecek bunu.

Kadının başarıyı sevmesi ve Alex ile bu yüzden evlenmesi ortaya çıkıyor repliklerden. Alex’de yine bu durumu açıklamaya başlıyor. Burada bir “her şeyi bırakmak” meselesi var ki işin özü burada. Çünkü kadın bir başarı ve güç simgesi olan tiyatrocu Alex ile evlenmişti.

Sahne kurulumu olarak incelediğimizde evin kızını biraz önce sandalye çekip oturdu yerde, Victor’u başka bir yerde, Alex’i de kızı örtecek şekilde ayakta görüyoruz. Lütfen oyunculuklara dikkat edelim. Lakin söz olmadan, repliksiz bir şekilde oyun devamlılığı nasıl sağlanıyor. Evin kadınına iyice dikkat edelim. Sahne aşağıda…

Alex budala oyunundan sonra tiyatroyu bırakıyor. Bunun nedeni de oyun karakterine olan samimiyeti.

Oyuncu kimliğinin rölünün içerisinde erimesi. Budala rölünde acz faktörünü ortaya çıkartacak bir adam için gerçekten de ne zor bir şeydir. Budala hem başroldür, hem acz, acaba başrol olmanın yüksek egosal tatmini budala gibi oyun karakteri içerisinde eriyebilir mi. Ne kadar zor bir oyun değil mi? Yani burada bir nevi “ol” ma söz konusu. Bilinçli bir saklanma söz konusu.

Alex de bu işi yapamadığını söylüyor tabi, ve ayrılıyor tiyatrodan. Burada bir kadınsılıktan bahsediliyor. Günahı çağrıştıran bir şeyler vardı diyor bu oyunda…

Şimdi işte kadın, ego, erkek denklemine gelmiş bulunuyoruz. Müthiş ve zor anlaşılan bir denklem. Yaşanıp bulunması gereken bir nokta. Tarkovskiye gerici sıfatını yükleyen denklem. Ropörtajların bir tanesi (Şiirsel Sinema Kitabı) sırf bu konuyla ilgili. Okumanızı tavsiye ederim.

Bu konuda Adam filmimde ben de bir cümle kullanmıştım yorum yapmadan yazıp geçeyim. “Kadın sevginin varlığıdır, bilginin değil”

Evin kadını da konumuza denk gelen bir yorumla konuyu devam ettiriyor.

Hemen küçük bir planla iki hizmetçiyi görüyoruz. Maria (Evin Hizmetçisi) ki önemli figürümüz; “Adamcağızı öldürecek” gibi arada sözlere karışan bir söz söylüyor. Diğer hizmetçi kaçıp gidiyor ve Maria kadrajımızda karşımızda kalıyor. Maria önemini gösterecek ilerlerde…

Kadın eleştirilere, hep aynı sözleri söylemeye ve argo tabiri ile kafa şişirmeye devam ediyor. Ne kadar sürdü bu diyolaglar kim bilir ve kadardır sürüyor.

Otto’nun gelmesi sırasında Victor’un bu ülkeden gideceğini duyuyoruz. Lakin pencere kenarında duran Martha (Evin kızı)’nın yanındaki dolap kapısından birisi aniden açılıyor.

Victorun konuşmasıyla Julia’ya dönülmesi gizli bir ilişkinin işareti olabilir. Ayrıca rüzgar ile açılan dolap kapısı bir ayrılık simgelemi olabilir.

Yönetim sırasında bazı kontrol dışı şeyler olabilir ve siz bunun olmasına engel olmazsınız, belki planladığınızdan daha iyi planı ortaya çıkartırlar, lakin bu sahne öyle değil. Çünkü kadrajın sol altta kalan kısmında dolabın alt kısmı görünmüyor. Bu da çekim sırasında birinin alttan dolabı ittirdiğini gösteriyor.

Buraya yüklenebilecek anlamlar; yanlızca görüntü biriminin kullanılmasının örneklenmesi amacını temsil etmelidir…

Otto elinde koca bir haritayla geliyor. Avrupa haritası, orjinal! ve 1600 sonlarından kalma…

Tüm hediyeler entelekt kimselerden, entelekt bir kişiye geliyor. Doğal olarak konuşmalar da üst düzey bilgi birikimlerini sergiliyor dikkat ederseniz.

Hediye ve fedekarlık ile ilgili söylemler oluyor. Dediğimiz üzere bir hediyenin kavram olarak yerine oturabilmesi için, bir fedekarlık sonucu oluşması gerekmekte. Hediyenin değeri de yapılan fedakarlığa oranla değerleniyor tabii. Sigara da nasibini alıyor diyologlardan… Otto’nun eski bir tarih öğretmeni olduğunu duyuyoruz.

Gizli bir yükleme de olsa Alex’in karısının haritaya yiyecek gibi dikkatli bakan kocasına yaptığı kur; tüm hayatını kendine harcayan ve ihmal dolu bir adamın karısıyla olan ilişkisini de ortaya sunuyor.

Maria eve gitmek için izin istemek üzere odaya geliyor. Evin hanımı  emir üzerine emir ile karakterini betimliyor. Tatminsizlik söz konusu… Maria’yı yakın planda görüyoruz, ilerde karşımıza çıkacağını betimleyerek. Otto’nun komşusu olan Maria’yı betimlemesiyle, Alex’in Maria hakkındaki yorumunu duyuyoruz. “Çok tuhaf bir kadın” Evin Kadını da ekliyor: Bazen ondan korkuyorum”

Neden korkuyor. Manevi bilinçle bakan insan için önemli bir korku bu…

Victor ile evin kadınının bakıştığı bir plan var arada. Arkada gerçek ile ilgili konuşuluyor. Avrupa’nın eski haliyle ilgili diyolaglar var. Yorum sizlerin…

Gerçek, zaman ve Hamam Böceği örneği ile anlatılıyor. Evin Hanımı hamam böceğini duyunca hemen ürküyor. Konu ile alakasızlığını belirtiyor. Sözlerde “Hamam böceği bir tabağın etrafında dönüp dolaşıyor ve amacı olarakta ileri gittiğini düşünüyor.” Bu da mekan- zaman duyumu ile ilgili bir fikir ve hamam böceği ile anlatılarak bir dayatma olmaktan çıkartılıyor. Hamam böceğinin ne düşündüğünü siz ne bilirsiniz? diyor Victor. “Bu belki bir rivayettir.” Otto da “Olabilir, olabilir” diye tiye alır bir şekilde cevap veriyor. Haritayı taşımaya devam ediyorlar…

Tarkovski burada alt metin olarak; en temel sorulara ben, tanrı, yaratılış gibi kavramların özünden hareketle, felsefik- salt akıl yaklaşımları sunan kişileri “Olabilir, olabilir” diyerek; tamam sizinle konuşmuyorum, dediğiniz doğrudur mantıklı bir savuşturmaya itiyor. Anlamıyorsunuz çünkü…

Küçük Adamı aramaya çıkıyor Alex, kimse nerde olduğunu bilmiyor çünkü. Ottoya gelen sorulara dönüyoruz. Otto’da biraz önceki “Olabilir” ile bağlantılı olarak bir asker annesinin, asker ile ilgili akıl almaz hikayesini anlatıyor.

Bu sekansta; mizansen kurulumuna dikkat etmek gerekir. Otto çok hareketli bir şekilde hikaye anlatıyor çünkü. İsteksizce, anlayamayacaklarını düşünerek. Evin hanımı da küçük oğlunun kaybolması gerilimiyle hikayedeki anneyi eleştirmeye başlıyor ve aslında, ayrıntılarla ilgili konuşmaktan geneli nasıl da göz ardı ettiğini yakalıyoruz bir bayan figürü olarak.

Hikayenin bitimiyle o önemli çığlık sesi yeniden geliyor. Sürreal bir yapı bizi bekliyor demektir. Otto birden şaka gibi yere düşüyor. Nedenini ise farklı alemlerden yaratıklara bağlıyor. Tabii o kadar komik ki düşüşü; sürreal olan bir gerçeği! anlatması ve inandırması zor evdekilere. Şaka olarak algılıyorlar. Bu düşüşün de Otto’nun “hepimiz aslında körüz” cümlesinden sonra olması olayı şaka realitesine götürüyor.

Bakın şimdi; bu düşüşü şaka olarak görmek kesindir, çünkü ihtiyari bir düşüş bu. Ama Otto’nun burada bahsettiği diğer alem yaratıklarının Otto’yu düşürmedikleri ne malum!  Ne şaka olarak düştüğünü, ne de diğer bir nedenle düştüğünü kesinlikle kanıtlayamazsanız. İşte Tarkovski’nin denklemi burada…

Adam filmimdeki balık tutma sahnesi gibi; bu sahnenin bu filmin reel bir öğesi olup, olmadığını kanıtlayamazsanız. Yanlızca bir tercih yaparsınız!

Alın işte size “OLABİLİR”…

Reklamlar